Yollar yürümek içindir. Fakat şu gerçeği de hiç unutmamak lazımdır, yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. Yol boyunca yola çıkıp ta yürümeyenleri, yola oturup gelen geçenin ayağına çelme takanları yolda pusu kuranları, tel örgülerle çevirdiği yolu  kendisine zindan edip volta atanları, yolda ayağına batan bir tek dikenin faturasını çıkarıp ömür boyu etrafa satanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin...Sen aldırma yürü...doğru yol düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.”Ömür biter yol bitmez” sözünün haklılık payı varsa da ölümle beraber ömür de yol da bitmektedir. Üzerinde yürüdüğümüz her yolda durak olmayabilir, lakin bütün yollar SON DURAK ta bitmektedir. Geçtiğimiz yollarda çeşit çeşit duraklar var... durak var kalabalık, durak var güzel ve dostlarla dolu, fakat durak var kapısı - penceresi cennet ya da cehenneme açılır..içinde, insanı rahatlatan ya da sıkan toprak altı var.


          Doğumla başlayan dünya yolcululuğumuz şüphesiz kabirde sona ermektedir. SON DURAK için hazır mıyız? SON DURAK: İnsanın saadet ya da felaket evidir. Dünyaya kapı ve pencereleri kapanmış bir ev... üstü çatısız, duvarları boyasız, köprü  ve menfezleri, bakım ve onarımı olmayan bir ev...Allah hiç kimseye zulmetmez. Kim ne kazanırsa kazancından kendisi sorumludur. Mesuliyet kendimizin olduğuna göre felaket değil, saadet kazanalım. En hayırlı insan başkasına faydalı olanıdır düsturuyla ah! vah! Yazık etmişim kendime demenin zamanı teneşir denilen masaya, musalla denilen taşa, mezar denilen meyyit mahallesine varmadan evvel olmalıdır.
       

           Dünya hayatında ne kadar yükselirsen yüksel haddini bil, aslını unutma. Aslın bir damla su parçası, sonun bir avuç toprak. Dünyada doymayan gözler bir avuç toprakla dolacak, kanmayan ağızlar bir yudum su ile kanacak, dünyaya sığmayanlar iki arşın yere sığacak, sırtlarına kumaş beğenmeyenler bir kefene sarılacaklardır. Öyleyse! Allah bizleri hesaba çekmeden bizler kendi nefsimizi hesaba çekelim. Bu dünyanın çeşitli hallerine sıkışmış olan insanoğlu, kabrin sıkıştırılmasından nasıl kurtulabilir.
          Son durak, (kabir) insanın saadet ya da felaket evidir. Dünyaya kapı ve pencereleri kapanmış bir ev…Üstü çatısız, duvarları boyasız, topraktan başka mefruşatı olmayan bir ev… Son durağı istirahat veya azap yeri yapmak bizim elimizdedir…Fakir ya da zengin halimiz kısa veya uzun ömrümüz bir gün mutlaka sona erip son durak kara toprak olacaktır...



            Gidişim dünyadan bir hayra dönüşse eğer
            Rabbim ne olur beni çabucak götürü ver.
            Öbür dünyadaki akibetim şerse şayet
            Alma canımı mevlam biraz tehir et

 

Yazar;  Selim GÜNDÜZALP’ ın eserlerini şöyle bir incelerken duygulandım;     

 

 
 

Her Sabah bin bir ümit ve neşe ile bizi hayata çağıran o kadar iş ve o kadar ses var ki, gözlerimizi açar açmaz bir koşuşturmadır başlıyor... Ve kendimizi birdenbire yaşamın tam ortasında buluyoruz.

Şu eksik, bu lâzım, haydi onu da yapayım derken, ertelediğimiz nice güzellikler hep bir başka güne taşınıyor. Birbiri ardınca nice mevsimler geçiyor. Hâlbuki yaşadığımız bir başkasının hayatı değil, kendi hayatımız. Harcadığımız, kendi ömür sermayemiz. Görülecek o kadar güzellik, anlatılacak o kadar harika şey hep mahzun, hep bir kenarda bizi bekliyor. Susturulmuş veya küstürülmüş çocuk gibi, boynu bükük ve mahzun, hep bekliyor onlar. Döner de bir gün bakarız, fark ederiz diye...

Öteden beri bunca insan nasıl öldü, son nefesini nasıl verdi ve acaba neler hissetti diye düşünürdüm. Şimdi ise nasıl ve ne halde öleceğimi merak ediyorum...

Hz. Peygamber “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz”  buyurmuş. Ölümünü merak ediyorsan, yaşadığın hayata bakmalısın.

        Gide gide ölüme varacağımızı zannediyoruz. Gide gide ölüme varılmıyor. Ölümle beraber gidiliyor. Ölüm hayatın gölgesi; onu bundan, bunu ondan ayırmak zor. Ama bir tecelli oluyor ve hayatın önünü kesiyor ölüm. Ecel gelince, baş ağrısı bahane... Gide gide ölüme varılsaydı, gidemeden ölenler olmazdı. Doğduğu günde ölenler var. Ha bir adım, ha yüz adım fark etmiyor. Uzunluk veya kısalık bize göre bir kavram. Çok kısa sürede Rabbini razı eden işler yapıp da vefat eden ile yüz sene yaşamış olup da Yaratıcısından haberdar olmamış biri aynı kefede değerlendirilmez. Ölüm hayatın içinde olmasaydı, hayat bu kadar güzel ve çekici olur muydu? Hayatı güzelleştiren, belki de bu geçici ve fani yönü. Hayat bitmese, ölüm başımıza gelmese, ahirete nasıl geçilecekti, düşünülmeye değer doğrusu. Burada kalan dostların sayısının azaldığı, ahirete gidenlerin ise her gün çoğaldığı bu diyarda gurbetimiz oraya, anavatana geçmekle ve dostlarımıza kavuşmakla sona erecek. Hasret Sevgililer Sevgilisine kavuşmakla bitecek.

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

        Ölüm saatinden daha güzel bayram mı arıyorsun ey nefsim? Dostum beni çağırdığı zaman nasıl koşarak gitmem ki? Yalnızlık çevremi kuşatmaya başlamışsa...
        Saygılarımla....

 

                                                        

                                                             Osman Nuri BESİ                                                      

                                                           İlçe Yazı İşler Müdürü                                                           


 

FOTOĞRAF GALERİSİ