PERİ SUYU YEDİSU’ DA BAŞKA AKAR….!

            21.asra girerken ekonomisini Avrupa Birliğiyle, manevi değerlerini İslam Dünyasıyla, milli ve kültürel değerlerini Türk Dünyasıyla bütünleştirmiş Türkiye Cumhuriyeti’ nin lider ülkelerden biri olduğu memnuniyetle müşahade edilmektedir. Devletler ülkelerinde otoriteyi temin edemezler ise devlet olma vasfını kaybederler, bu nedenle devlet; kendinden başka otoriteyi yok etmesi gerekmektedir. Dünyada çok problemli ülkelerin başında Türkiye Cumhuriyeti gelmektedir. Bunun kaynağını; tarihi, coğrafi, siyasi ve kültürel temellerde aramak gerekir. Büyük milletimizin tarih boyunca elde ettiği şanlı zaferlerin ortaya koyduğu kahramanlık destanlarının, kurduğu medeniyetlerin, dünyaya ışık olacak nitelikte geliştirdiği kültürlerin temelinde hiç şüphesiz fertleri arasında gerçekleştirdiği birlik ve kardeşlik ruhu yatmaktadır. Savaşta ve barışta hep aynı ruh ayakta tutulmuştur. Milletimizin yükselmesi, yücelmesi, güçlenip kuvvetlenmesi ve dünya milletleri arasında istenilen yeri alabilmesi ancak birlik ve beraberlik içinde bulunmamıza bağlıdır. Bu yaşamanın, ayakta durmanın temel şartıdır. Çünkü aslını, esasını, cevherini bilmeyen bir millet geleceğinden emin olamaz.

            Bu vatan öyle kolay kazanılmamıştır. Bu vatan! Hz. Peygamber (s.a.v)’ in müjdesine nail olup, İstanbul’ u fethederek Müslüman-Türk âlemine teslim eden, bu zaferle yeni bir çağ açan Fatihlerin; dünyayı Müslüman ve Türk âleminden başkasına dar gören Yavuzların; karaların hakanı, denizlerin sultanı Kanunilerden kalma bir emanettir.

            Bu vatan! İstanbul’ da okumaya başladığı Ezan-ı Çaldıran Ovalarında bitiren, Tuna’ da aldığı abdestin namazını Afrika Çöllerinde kılan, Hazar Kıyılarında getirdiği tekbir seslerinin yankılarını Viyana Kapılarında duyan kahraman evlatlarından kalma bir emanettir.

            Bu vatan! Kurtuluş savaşı sırasında; vatanını, mukaddesatını, bayrağını müdafaa ederken düşman kurşunlarının darbeleriyle barsakları delik deşik dışarıya fırlayan ve bir eliyle barsaklarını karnına iterken, diğer eliyle göğsünden bir başka kurşun çıkarıp yanında bulunan arkadaşına “Al arkadaşım sağ olur da dönersen şu kurşunu oğluma ver ve ona deki; bunu sana baban son nefesinde gönderdi ve aynı şekilde oda oğluna aktarmazsa hakkımı helal etmem” diye ulvi ruh örnekleri veren şehitlerden kalma bir emanettir. İşte asırlar boyunca milletimize hâkim olan ruh bu ruhtur. İstiklal Savaşımızda, Sakarya’ da, Çanakkale’ de… bize ışık tutan, gücümüze güç katan, yurdumuzdan düşmanı kovan, vatanı ve vatan sevgisini her şeyden üstün tutan ruhta yine bu ruhtur.

            Hiç şüphesiz milletimizin birliğinden ve dirliğinden rahatsız olan iç ve dış düşmanlar her zaman var olduğu gibi bugün de vardır. İşte bunlara karşı uyanık olmak gerekir. Nitekim Vatan Şairimiz Mehmet Akif ERSOY ne güzel buyurmaktadır.

                        “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez,

                          Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez,

                          Sen-ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır

                          Millet için işte kıyamet o zamandır.”

 

            Geriye dönüp baktığımızda kendi geçmişimizden, tarihimizden çok şeyler almamız gerektiğini görüyoruz. Hâlbuki bizler ecdadımızın kültürel örf ve adetlerini bırakarak adeta utanç verici bir yaklaşım sergiliyoruz.      

                     “Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak,

                    Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak.”

            Geçmişi olmayanın, geleceği olmayacağı gibi, geleceği de karanlık görerek azmi bırakmak şairin dediği gibi “Herhalde alçak bir ölümdür”. Milli birlik ve beraberlik şuuru içerisinde büyük devletler kuran ecdadımızın bize bıraktığı medeniyete ve kültüre sahip çıkmamız gerekir. Azim ve inançla, ama yılmadan; doğan ve batan günle selamlaşan bayrağımızın destanını hatırlayarak bu güzel cennet vatanımızı içten ve dıştan yıkmak isteyen şer odaklarına gereken ders verilmelidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.AV.) bir H.Ş.”İki göz cehennem ateşine haram kılınmıştır. Bunlardan birisi Allah için ağlayan göz; diğeri vatan için nöbet bekleyen göz” olarak bildirilmiştir.

            30 Ağustos 2008 tarihinde kutsal vatani görevini yaparken Yedisu Bayraktepe/Yavuztepe Mevkisinde şehit edilen Salim GÜNEŞ-Yaşar KAYA-Serkan ÖZBAKIR-Bülent BAYRAM’ in inşallah Hz. Peygamber Efendimizin hadisi şeriflerine müstahak olurlar. Allahım onların ailelerine sabır ver…! Onları cennetle müjdele, Yedisu’ da bayrağın indirilmesine fırsat verme…

                 Gün geçmiyor ki; bir şehit haberi gelmesin Ülkemizde… Keşke şu ölümler olmasa, yüreklerimiz yanmasa. Bu cennet vatan üzerinde kardeşçe yaşayabilsek. Peki, barış ve huzur içinde yaşamayı engelleyen ne? Barış ve huzur ancak kendimize ait topraklar üzerinde sağlanabilir.

            “Sahipsiz kalan vatanın batması haktır,

             Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”

 Hepimiz aynı ülke, aynı din ve aynı bayrak altında yaşıyoruz. Üstelik aynı sorunlarla karşı karşıyayız. Gün ayrılık-gayrlık günü değil; birlik-beraberlik günüdür. Öyleyse gelin temiz bir toplum, ideal bir nesil için el ele verelim. Geçmişimize, birlik beraberliğimize, bayrağımıza sımsıkı sarılalım. Aydınlığın, gelişmişliğin, özgürlüğün ve hoşgörünün bunları yaşatmakta olduğunu görelim. Arif Nihat ASYA ne güzel buyurmaktadır.

       “Ya çağır şurada bal yapan arılarını, Ya kovansız bırakma Allahım

        Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü, Ya çobansız bırakma Allahım

        Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma Allahım.

 

            Şöyle bir anılara uzandım geçmişi gözledim, geleceği düşündüm ve yazdım… Kimi insan vardır çıkarı uğruna aslını ve kimliğini inkâr eder, kapılır düzenin dümen suyuna… Kimi insan da vardır aslını ve kimliğini her şeyden üstün tutar, bedelini yaşamı ile ödese bile onurlu bir şekilde sürdürür yaşamını… Hani bir ot düşünün kökü toprağın derinliklerinde ve en acımasız fırtınalara kafa tutar… Hani doğa düşmanı güçler vardır… Yetişir fırtınanın imdadına… Ve kazıyarak çıkarır otun kökünü toprağın derinliklerinden… Ve otu terk eder fırtınanın insafına, sürükler götürür otu ta uzaklara… Uçuşurken düşer bir tutamı belki PERİ SUYUNA… ve belki de bir tutamı düşer bir kuyuya. Düştüğü topraklarda kök salar ve yaşam bulur, yeniden alır gıdasını belki PERİ SUYUNDAN…

            Bu güzel cennet vatanda yaşayıp ta vatanına, bayrağına, milli ve manevi değerlere ihanet edenlere seslenmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Biz ölür şehit oluruz… Ya sizler…! Demokrasi, insan hakları v.s gibi bir takım değerlerin arkasına sığınanlar bu gerçekleri iyi bilmelidirler. Bu mu insan hakları… Bu mu demokrasi…

Bu nedenledir ki; Peri Suyu Yedisu’ da başka akar; ince, uzun ve güçlü… Bir zamanlar mısır ve fasulye tarlalarını ayı ve domuzlardan korumak isteyen köylülerin çaldığı tenekeler, Peri Suyunun hışırtısına karışıp bir orkestra’ ya dönüşüyordu. Doğanın, insanlığın, güzelliğin ve birliğin sembolü olan Peri Suyu kenarında kurulan onca köyün ocaklarında artık dumanlar yükseliyor. Ülkemizi yıllardır uğraştıran birlik ve beraberliğimize gölge düşürmek isteyen şer odakların toprağın üstündeki ayrık otları biçilmiştir. Ancak; kökleri toprağın içindedir. Bundan sonraki mücadele bu toprağın insanına, kendi toplumuna, milletin örf-adetlerine, milli ve manevi değerlere yabancılaşmadan ülkemizi daha ileriye götürmek için el birliğiyle çalışmaktır.

            Saygılarımla arz ederim.

                                            Osman Nuri BESİ

                                           İlçe Yazı İşleri Müdürü

                                               
FOTOĞRAF GALERİSİ