Berrak mavi gökyüzüne yavaş yavaş kara bulutların toplanmaya başladığı, ılık ılık esen sabah meltemlerinin yerine, Sonbaharın serin rüzgârlarının esmeye başladığı, soğuk bir günde piri fani gibi boynunu bükmüş İlçemize bağlı bir Anadolu Köyü olan Şenköyüne doğru yol almış bulunmaktayız.
         Köy deyince; hemen aklımıza toprak damların üzerindeki yıkık ve yorgun bacalarından yükselerek iştahlı tüten, köy aralarında oynayan köy çocukları, bağında ve bahçesinde toprakla çalışan saf anadolu köylüleri akla gelir..ilk etapta…
         Peri Suyu Vadisi kenarına,  Şeytan  Dağı Yamaçlarına sıkıca tutunmuş gibi görünüyor karşıdan bakıldığında…Şenköyü… Viraneye dönmüş bir zamanların şen şakrak hayatların yaşandığı, ağaların ve beylerin hüküm sürdüğü, vali, kaymakam, hâkim, savcıların misafir edildiği, yedi gün ve yedi gece davul - zurnaların çalındığı Şenköyü evlerinin arasına girdiğimizde ölüm sessizliği kol geziyordu. Ne uzaktan uzağa havlayan köpeklerin, nede vakitlerden haber veren horozların sesleri vardı…Şeytan Dağı Yamacında akan Şelale Sesi bu köye ayrı bir renk katmaktaydı...Çayır yamaçlarında çadır açan orman işçilerinin yanık türküleri kulaklarımızı okşarken, uzaktan uzağa meleyen mor koyunların, ziyaret tepesinden öten kuşların sesleri sanki bir orkestrayı andırıyordu. Yıllar önce vurulan Cemil YAZICI ve Mehmet YAZICI’  ya ait yorgun ve boynu bükük evleri adeta bizim gelişimizi selamlıyordu… Salınan söğütlerin arasından, yorgun tüten bir bacanın kıvrım kıvrım sönük dumanı çıkmaktaydı… İnce ince… Taş, ahşap ve kerpiçten yapılı binada pencere aralarında bizleri seyreden ve daha sonra bir hürmet ve ihtiramla buyur edip içeriye alan, sevgi ve şefkatle her türlü izzet ü ikramda bulunan Anadolu insanı ile tanıştık.. Yedisu İlçesinden…
         Eskiden Anadolu İnsanımıza “Anadolu İnsanı” olmanın samimiyetini; büyüğüne-küçüğüne hürmeti ve saygıyı bu mekânlar bu mübarek beldeler öğretirmiş bizlere.. ne de haklı bir öğreti imiş meğer… Güzgülü Köyüne doğru yolumuza devam ederken, etraf sessiz ve sakindi… Yol kenarında ırgat olarak çalışan vatandaşların gayretleri bizleri son derece umutlandırmıştı.. Hayatta bir canlılık vardı.. Birden uzakta bir sürü gördük, yere eğilmiş başları otluyorlardı, yaklaştığımızı anlayınca otlamak için yere eğilmiş olan bu başlar, hep birden dikiliverdi. Koyunlar hiçbir tayda göremediğimiz bir hareketle koşmaya başladı. Arka ayakları pervane gibi işledi, toprağı birden köpürttü. Şenköyü ile Güzgülü Köyü arasındaki yol toz duman içinde kaldı. Birde ne görelim, kayboldu gittiler dediğimiz Koyunlar biraz ötede askerce bir düzenle yine durdu.
Bizi gözetliyorlardı sanki… sorunlarını, sıkıntılarını anlatmak istiyorlardı bize.. İçlerindeki koç aralarından ayrıldı, geriye döndü, dikildi ve bekledi. Bu, sürüsüne kaçma fırsatı vermek için kendisini feda etmek istediği anlamına geliyordu. Biz de onun kaçıp rahatça sürüsüne katılması için biraz yavaşladık…
İnce ve güçlü akan, doğa’ nın, insanlığın ve dostluğun sembolü olan “PERİ SUYU” kenarına geldiğimizde; sanki bize şöyle seslenmek istiyordu Peri Suyu… “Beni terk ettiniz, bari birbirinizi ve köyünüzü terk etmeyin. Sizin birliğe, beraberliğe ihtiyacınız var. Ruhumun incinmesini istemiyorsanız; ilçemizin huzur ve asayişini, birlik ve beraberliğini, maneviyatını, örf ve adetlerin yozlaşmasına müsaade etmeyin.” Evet, dostlar o halde gelin “Peri Suyunun Çağrısına Kulak Vererek” birlik ve beraberliğimizi perçinleştirelim
Doğrusunu söylemek gerekirse; sürüsüne kaçma fırsatı vermek için kendisini feda eden koyunların davranışı beni çok etkiledi…Acaba bizler de vatanımızı, bayrağımızı, köyümüzü, namusumuzu, milli ve manevi değerlerimizi korumak ve kollamak için kendimizi feda edebiliyor muyuz…Bu değerlerin yok olmaması için sürüyü kurtarma gayreti içine girebiliyor muyuz… Yoksa sürünün yok olması için “Aman Bana Dokunmasın” rehavetine mi kapılıyoruz? Bu da bir marifet değildir elbette. O Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğiniz yılan var ya, gün gelir sizi de öyle bir sokar ki… O zaman memleketi kurtarmak amacıyla araştırmalarınıza, pişmanlıklarınıza ve göç etmenize dahi ömrünüz yetmeyecektir..        
Artık usandım bunları yazmaktan ve ümitsizliğe düşmekten derken, şunu gördüm Yedisu’ da…önceki yıllarda göremediğim bir hareketlilik var Yedisu’ da.. Ne tarafa gitseniz, hangi yöne dönseniz etrafta bir kaynaşmanın, huzurun, güvenin ve uyumlu bir ortamın sağlandığına tanık olacaksınız Yedisu’ da.. Eğitimden, ulaşıma… Önemli mesafeler kat edilmiş ve meyveler alınmaya başlanılmıştır... Hele hele Süleyman Hoca tarafından okunan yanık sesli “sela”  sına hayran kalmamak elden değildir Yedisu’ da…
Öyle ise; gelin çok değil dün olduğu gibi atalarımızın yaptığı gibi; el ele gönül gönüle vererek kardeşçe bir arada yaşayan bir toplum ve böyle yaşanan bir ülke olalım, Yurdumuzda kimse ölmesin, kimse ağlamasın, kimse göç etmesin, köylerimiz boşalmasın. Bu cennet vatanımızı ve milletimizi daha iyi yarınlara kavuşturmak için el birliği ile çaba sarf edelim.
         Saygılarımla…
 
 
 
 
                                                                                     Osman Nuri BESİ
                                                                                   İlçe Yazı İşleri Müdürü
                                              
            
FOTOĞRAF GALERİSİ